detay gazetesi köşe yazarı

Eyvah Bir Gecede Cahil Kaldık!

Ne zaman ki biri televizyonda “bir gecede cahil kaldık” der, o anda tarihin direnen bütün taşları çatırdamaya başlar. Çünkü bu cümle, cehaletin değil, cehaletin inatla savunulmasının ta kendisidir.

Alfabe bir araçtır. Bilginin, düşüncenin, ilerlemenin taşıyıcısıdır ama kendisi bilgi değildir. Tıpkı kaşığın, çorbayı taşımakla görevli olması ama çorbanın tadını belirlememesi gibi. Ama bizim memlekette ne hikmetse çorbayı beğenmeyenin ilk işi kaşığa küfretmek olur.

“Latin harfleri küfürdür” diyenin tarihi cehaleti

Mustafa Kemal’e dil devrimi üzerinden saldıranlar, bugün hâlâ karşımıza “Osmanlı yıkılmasaydı, biz şimdi bilimde ileri olurduk” cümlesiyle çıkabiliyor. Oysa Osmanlı’nın son döneminde okuma yazma bilenlerin oranı sadece %8 civarındaydı. Kadınlarda ise bu oran %1 bile değildi. Soruyorum: Bir toplumun %92’si elif görse mertek sanıyorsa, bu toplum zaten “okuma yazma bilmiyordu” demektir. Peki okuma yazma bilmeyenin bir gecede cahil kalması ne kadar mümkündür?

II. Abdülhamid de Latin alfabesini istemişti, haberiniz var mı?

Harf devrimini sadece Atatürk’ün kişisel hevesi sananlara küçük bir not: II. Abdülhamid bile bu konuda araştırma yaptırmış ve “Latin alfabesi halk için daha kolay” demiştir. Encümen-i Daniş’te bu konu konuşulmuş, hatta Ermeni alfabesi önerilmişti. Latin harflerine geçişin temeli Osmanlı’da atılmıştır ama bazıları sırf Atatürk yaptığı için karşı çıkıyor. Dert harf değil, düşmanlık.

Arap harfleri kutsalsa Karahanlılar dinsiz miydi?

“Latin alfabesi küfürdür” diyenler, Karahanlıların Uygur alfabesiyle İslam’ın önde gelen düşünürlerini (Ahmet Yesevi, Yusuf Has Hacib) yetiştirdiğini bilmiyorlar mı? O zaman Karahanlılara da mı dinsiz diyeceğiz? Elbette demeyeceğiz, ama tarih bilmeden slogan atmanın tam karşılığı bu çelişkidir.

Osmanlıca bir dil değildir, Türkçedir; harfleri Arapçadır.

Osmanlıca bir dil değil, Türkçedir. Arap alfabesiyle yazılmıştır. Ama o alfabe Türkçeye uygun olmadığı için öğrenmesi zordu. O dönemde bile sadece elit zümre okuyup yazabiliyordu. Bugün bile Osmanlıca metinleri okumakta zorlanan “fetvacı tarihçilerin” %90’ı sadece Kur’an harflerini yüzünden okur ama metin çözümleyemez.

Cahilliğin faturası alfabelere kesilemez.

Bugün hâlâ Atatürk’ü, dili, hadisleri, ayetleri, Cumhuriyeti tartışma konusu yapan bir zümre var. Yetmiyor, halkı bu tartışmaların içine çekerek aklı bölüyor, irfanı karartıyor. Diyorlar ya “insanın kendine ettiğini başkası etmezmiş” diye; biz bunu yüzyıllardır yaşıyoruz.

İngiltere Sanayi Devrimi’ni yaparken biz “Bir abdestle kaç vakit namaz kılınır” üzerine fetvalar veriyorduk. Japonya atom bombası yedikten sonra tekrar ayağa kalkarken biz hâlâ “şapka mı caizdir fes mi” tartışmasını sürdürüyorduk. Almanya harabeden bilim devine dönüşürken biz bir geceyi 100 yıldır tartışıyoruz. Bu, cehaletin değil, cehaleti meta yapan fitne düzeninin göstergesidir.

Gerçek mesele: Eğitim kalitesi ve zihniyet

Asıl problem harfler değil, zihniyettir. Bugün yüz binlerce insan eski yazıyı öğreniyor ama ne bilimsel makale çıkar ne teknolojik icat. Osmanlıca bilen çok, ama Yunus’un dilini anlayan yok. Arapça bilen çok, ama Kur’an’ın ruhunu hisseden az. Çünkü sorun öğrenilen bilgi değil, bilgiyle ne yapıldığıdır.

Gerçekle barışmayan milletler tarihle kavga eder.

Bugün hâlâ “bir gecede cahil kaldık” diyenlerin dedelerinin çoğunun zaten okuma yazma bilmediğini belgelerle biliyoruz. Mezar taşlarını okuyamıyorlar diye feryat edenlerin çoğunun dedesinin mezarında taş dahi yok. Okuyamıyorsan öğrenirsin; ama öğrenmeye direnenin bahanesi çok olur.

Tarihle kavga eden, bugünü kaçırır. Gerçekle yüzleşmeyen, yarınları da kaybeder. Türkiye artık bu ezberleri bırakıp şu soruyu sormalı:
“Biz bu harflerle ne yazdık, ne inşa ettik, ne ürettik?”

Aksi hâlde ister Arap harfiyle yazalım, ister Latin, ister Çince…
Cahilliğin dili yoktur, ama çok sesi vardır.

kadirgulbay
Author: kadirgulbay