Ben Allah’tan Korkmuyorum!
Yaramazlık yapan bir çocuğu alıkoyabilecek iki şey vardır. Biri, yaptığı şeyin ardından gelecek olan cezadır. Diğeri ise, yaptığı şeyin ardından birini üzmek.
Ceza, korku üretir. Üzüntü ise vicdan.
İtiraf edeyim: Ben küçükken yaramaz bir çocuktum. Annem, babam, öğretmenim kızacak mı diye çok umursamazdım. Bazen kasten daha da yaramazlık yapardım. Ama bir şey vardı ki yapmaya elim varmazdı… Eğer annem bir komşuya mahcup olacaksa, eğer birinin yüzünde “sen bunu nasıl yaparsın” diyen o kırgın ifade belirecekse, içim daralırdı. Çünkü birini üzmek, benim için dayaktan daha ağır bir cezaydı.
Ve bugün geldiğim noktada, ben Allah’tan korkmuyorum!
Bunu söylediğimde, bazı hacı hoca kisvesindeki insanlar hemen gözlerini büyütüp “Aman evladım, Allah’tan korkulur!” diyorlar. Çünkü onların din anlayışı korku üzerinden inşa edilmiş. Cehennemle, azapla, gazapla ürkütmek; onları hem güçlü hissettiriyor hem de kendilerine bir tür itibar sağlıyor.
Ama ben diyorum ki: Korkarak ibadet eden bir kalp, sevmeyi unutur.
Korkuyla şekillenen bir inanç, yüzeyde belki disiplinli gibi görünür. Ama temeli kırılgandır. O korku kaybolduğunda, geriye bir şey kalmaz. Oysa sevgiyle yapılan her şey, kök salar insanın içine.
Kur’ân da bu konuda oldukça net.
“Ya Mûsâ! Korkma, muhakkak ki Benim katımda hakikate ulaşanlara korku yoktur.” (Neml Suresi, 10)
“Kim yüzünü Allah’a döner, tüm varlığıyla teslim olursa ve o iyiliklerde olursa, artık onun karşılığı kendini vücudlandırana ait olan hakikatlerdir. Ve onlara korku yoktur ve mahzun olmak yoktur.” (Bakara Suresi, 112)
Evet, korku, hakikati göremeyenin duygusudur. Ve o korkuyla yaşayan insanlar ne yazık ki:
İbadeti alışkanlıkla yapar ama anlamadan yaşar,
İnancı kimlik gibi taşır ama kalbine indirmez,
Başkasını cehennemle tehdit eder ama kendi içindeki kini görmez,
Allah’ı sevmekten çok, cezalandıran bir gözetmen gibi algılar.
Sevgiyle yaşayanlarsa:
Kimseyi küçümsemez, ayrıştırmaz,
Kötülüğe kötülükle karşılık vermez,
Kendi gibi düşünmeyeni dışlamaz,
İyiliği, Allah sevgisini yansıtmanın yolu olarak görür.
“Muhakkak ki iman edenler ve dosdoğru hak yolunda çalışanlar, tüm varlığı nuruyla saranın sevgisi üzere hareket ederler.” (Meryem Suresi, 96)
Şimdi biri çıkıp şöyle diyebilir:
“İyi ama korku da bir terbiyedir. Allah’a saygı duymak, ondan çekinmek gerekir.”
Doğru. Ama bu korku, bizim dünyamızdaki “ceza korkusu” değil. “Sevdiğinin sevgisini kaybetme korkusu” gibi bir şey. Mesela sevdiğin bir insanı kırmaktan korkarsın ya… İşte onun gibi.
Ben Allah’tan korkmuyorum çünkü Onu seviyorum.
Ve sevdiğim birinin sevgisini kaybetmekten çekiniyorum.
Korku değil, mahcubiyet duygusu beni dizginliyor.
O’nu sevdiğim için kendimi düzeltmek istiyorum,
O’na layık olmak için gayret ediyorum.
Korku ile değil, gönül bağıyla bağlıyım.
O yüzden “Allah’tan kork!” diyenlere şunu söylüyorum:
Korkutmayın insanları. Korkuyla gelen iman dağılır, sevgiyle gelen iman köklenir.
Korku, insanı bir yere kadar taşır. Ama sevgi, sonsuza dek taşır.
Ve melekler cevap vermiş:
Cennet nedir?
Sevginin olduğu her yerdir.
Cehennem nedir?
Sevginin olmadığı kalptir.
İşte bu yüzden…
Ben Allah’tan korkmuyorum.
Ama O’nun sevgisini kaybetmekten çok korkuyorum.
Ve bu korku değil, bir sevginin mahcubiyetidir.
Belki de en samimi ibadetin başladığı yer tam burasıdır.
“LÜTFEN EVLATLARINIZI ALLAH KORKUSU İLE DEĞİL ALLAH SEVGİSİ İLE YETİŞTİRİN…”
Kalın sağlıcakla…
