Yitirdiklerimiz ve Geri Alabileceklerimiz Üzerine
Ah be güzel memleketim… Ne günlere kaldık? Hani bir söz vardır ya, “Konstantinopolis düşerken papazlar meleklerin cinsiyetini tartışıyormuş,” diye… Aynı o haldeyiz şimdi. Etraf cayır cayır yanıyor, biz hâlâ saçma sapan kavgalarla vakit harcıyoruz.
Ben bu ülkeyi böyle görmemiştim. Bu kadar eğitimsiz, bu kadar saygısız, bu kadar hoyrat bir hâlde hiç görmemiştim. Sokakta, otobüste, ekranda… Nerede dönüp baksam bir başıboşluk, bir hoyratlık, bir nezaketsizlik… Hele televizyonlar! Allah aşkına bir açın da izleyin: Yemek programında kavga, moda yarışmasında iftira, tartışma programında bağrış çağrış. Reyting uğruna yapılan terbiyesizliklerle insanlar televizyon izleyerek terbiyesizleşti resmen. Kimse kusura bakmasın ama RTÜK de buna göz yumuyor. Yani, bir ülkenin terbiyesi bu kadar ucuz mu olmalı?
Eskiden insanlar otobüse bindi mi sohbet ederdi. Genç, yaşlıya yer verirdi. Şimdi herkesin elinde bir telefon, kimse kimseye bakmaz olmuş. Gençlik, büyüğe yer vermeyi geçtim, saygı göstermeyi bile lüks görüyor. “Önce ben, önce birey” diyor herkes. Anası hastaymış, babası yatağa düşmüş umrunda değil, Bayram’da tatile giden, üstüne story atan evlatlardan geçilmiyor ortalık.
Peki bu değişim nasıl oldu? Açlıkla, krizle, yoklukla… İnsan aç kalınca, parasız kalınca vicdanını da cebinde unuturmuş. “Ben düşmeyeyim de nasıl olursa olsun” diyenlerin devri bu devir. Ahlak düşmüş, vicdan yitmiş, kimseye güven kalmamış. Yolsuzluk almış yürümüş. İşini doğru yapan, dürüst çalışan eziliyor, üçkağıtçı baş tacı ediliyor. Kimin eli kimin cebinde belli değil.
Devletin eli de denetimsiz kalmış. Ne cezalandıran var, ne de hesap soran. Böyle olunca da insanlar bakıyor: “Yapanın yanına kar kalıyor.” Haliyle herkes aynı yoldan yürümeye başlıyor. Çünkü dürüst kalınca eziliyorsun bu düzende. “Ahlaksızlık ödüllendirilirse, dürüstler neden dürüst kalsın?” diye soruyor artık herkes içinden.
Eskiden örnek aldığımız insanlar vardı. Dürüsttü, çalışkandı, temiz yüzlüydü. Şimdi örnek diye önümüze mafya bozuntuları, kabadayı tipleri, kolay yoldan köşeyi dönen sahte kahramanlar çıkıyor. Dizi karakteri mi mafya? Sosyal medyada hesap açıp övünüyor. E bu çarpık düzeni izleyip büyüyen çocuk kimden ne öğrenecek?
Din desen, o da çıkar kapısı olmuş kimileri için. Hani din güzel ahlaktı? Ne ara bu kadar ticarete, siyasete bulaştı? Dini kullanarak holding kuranları gördük, cemaatiyle ülkeyi tehdit edenleri yaşadık. En büyük kırgınlık da bu belki… Dine duyulan güvenin sarsılması.
Aile desen, o da dağıldı. Eskiden mahalle vardı, komşu vardı. Şimdi kimse kimseyi tanımıyor. Çocuklar sokakta oynamıyor, büyükler kapıya uğramıyor. Gençlik ne saygı biliyor, ne vefa. Herkes gösterişin, lüksün, havanın peşinde.
Bir de sosyal medya… Ucuz kahramanlar, sahte zenginlikler, ahlak sınırını zorlayan içerikler… Ucu açık her türlü yozlaşma var orada. “Benim ne eksiğim var?” diyen gence yol gösteren yok, ama her gün karşısına çıkan kolay yoldan para kazananlar var.
Velhasıl dostlar, bu böyle gitmez. Giderse eğer… Dürüst zengin daha zengin, fakir daha fakir olur. Vergi kaçıran, yolsuzluk yapan kazanır. Yargıya güven biter, herkes kendi adaletini sağlamaya kalkar. Silaha, şiddete sarılan artar. Ülkenin temeli sarsılır. Devlet gücünü kaybederse ne olduğunu gördük Suriye’de, Irak’ta… Bizim de başımıza gelir. Allah göstermesin ama olur.
Ama hâlâ geç değil. Dönüş başlar bir kişinin dürüstlüğüyle. Önce sen, ben, biz kendi evimizde, kendi işimizde, kendi hayatımızda ahlaklı olacağız. Helal kazanacağız. Açgözlü olmayacağız. Yalan söylemeyeceğiz. Çocuklarımıza dürüstlüğü öğreteceğiz. Dinimizi samimi yaşayacağız. Sessiz kalmayacağız. Ahlaksızlığa göz yummayacağız. “Aman bana ne” demeyeceğiz. Dürüst olanı destekleyeceğiz.
Ve bir ayetle bitireyim: Hud Suresi 85. Ayet diyor ki:
“Ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle yapın, insanların hakkını eksik vermeyin, yeryüzünde bozgunculuk yaparak dolaşmayın.”
İşte her şeyin özü bu. Ahlak. Adalet. Hakkaniyet. Gerisi laf kalabalığı…
