hayvan cinayetleri

ÖLDÜRMEYİN!

Bir yasa maddesiyle başlamak istiyorum…
Nesli yok olma tehlikesi altında olan bir hayvanı öldüren kişi bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası alır.
Bir ev hayvanını veya evcil hayvanı kasten öldüren kişi altı aydan dört yıla kadar hapis cezası alır.
Hayvanlara cinsel saldırıda bulunan veya tecavüz eden kişi altı aydan üç yıla kadar hapis ve yüz günden az olmamak üzere adli para cezası ile cezalandırılır.
Ev hayvanına veya evcil hayvana işkence eden veya acımasız ve zalimce muamelede bulunan kişi altı aydan üç yıla kadar hapis cezası alır.
Hayvanları dövüştüren kişi üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası alır.

Kağıt üzerinde, adaletin kelimelerle çizilmiş bu sınırları umut verici görünebilir. Ama peki ya gerçek? Gerçek, kanun kitaplarının soğuk satırlarından çok daha acımasız… Çünkü o satırlar, bir kedinin korkuyla açılmış gözlerindeki donukluğu; bir köpeğin acıyla inleyen sesindeki titreyişi duymuyor. O satırlar, sokak köşelerinde sessizce can veren, kulakları son duyduğu çığlıkta kalan o masumları hissetmiyor.

Adli tıp uzmanı Prof. Dr. Sevil Atasoy’un yıllardır yinelediği bir gerçek var: Hayvana zulmeden el, bir gün mutlaka insana da kalkar.
Ve tarihin sayfaları bu tezin kanıtlarıyla dolu.

Vincente Verzini… Kariyerinin başında kedileri boğarak “alıştırma” yapan bir katil.
Peter Kürten, namı diğer “Düsseldorf Vampiri”… İnsanları öldürmeye başlamadan önce köpeklerin ırzına geçen, koyunları parçalayan bir canavar.
15 yaşındaki Sakakibara… Önce kedi başlarını kesip güvercinleri boğan, sonra çocukların başını bedeninden ayıran bir çocuk katil.

Liste uzayıp gidiyor… Jeffrey Dahmer, Ted Bundy, Albert De Salvo… Hepsi, çocukken ya da gençliğinde hayvanlara işkence eden; sonra aynı ellerle insan kanına bulaşan yaratıklar.

Bu örnekler, tek bir gerçeği haykırıyor: Hayvana uzanan her zalim el, insanlığın geleceğini boğazlıyor.
Ve biz hala “bir hayvan” diye küçümseyip geçiyoruz.

Oysa o “bir hayvan”, soğukta titreyen bir kedi, açlıktan kemikleri sayılan bir köpek, yavrusunu korumaya çalışan bir kuş olabilir. Onların dili yok… Ama gözleri var, bakışları var. O bakışlar, korku ile merhamet arasındaki ince çizgide, bizden yardım isteyen sessiz bir çığlık gibi…

İnsan, bir masumun acısını görmezden gelmeye başladığında, kendi içindeki vicdanın kapısını da kilitler.
O kapı bir kez kapandı mı, içeriye sadece karanlık dolar.
Ve karanlıkta büyüyen şey, sadece nefret olur.

Sokaklarda, mahallemizde, belki de yanı başımızda…
Küçük bir çocuğun elinde taşla bir kediye vurduğunu gördüğümüzde “Çocuk işte” deyip geçersek, o çocuğun eline yarın bir bıçak almasına da göz yumuyoruz demektir.
Çünkü her büyük cani, küçük bir acımasızlıkla başlar.

Unutmayalım…
Bir köpeğin, kedinin, kuşun… inlemesiyle başlayan hikâyeler, çoğu zaman bir annenin feryadıyla biter.
Ve biz, hala sessiz kalırsak, bu sessizlik sadece hayvanların değil, insanlığın da mezar taşı olur.

Kapınızın önüne bi kap su koymak 2 dakikanızı alır o iki dakika Yüce Allahın huzurunda milyonlarca sevaba dönüşür…

Kalın sağlıcakla…

kadirgulbay
Author: kadirgulbay